29 Ekim 2010 Cuma

tam bir günlük

bu yılın 11 i 11inin 15inde 22 oluyorum. en sevdiğim sayı 7 ve uğurlu sayımın 9 olduğundan bahsediliyor.bir ay 30 çekiyor, bazen 31 gün ediyor. gün 24 saat diye söylentiler var . yine sayılardan bahsetmişti bir bilge rüyamda her şey sayılarda gizli. ben resim bile yapıyorum sadece sayıları kullanarak. işte böyle söylemişti. bir başka rüyamda 5 leri görebiliyor musun diye sormuştu bir kız ona görüyorum dedim. ve beşlere bakmaya başladım. bazılarını bakmadan göremiyorsun. bakmadan görsen de gördüğünün farkına varmıyorsun. evet ben 5 leri görüyorum en çok 7 yi ve 8i seviyorum. kalbim saniyede kaç tık yapıyor dakikalara çekince ne değişiyor. kalbim atmasa da yaşar mıydım ya da sayı değiştiğinde geriye ne kalıyor. kafam çok karışık.
madem sayılarda keramet deyip numerolojiye merak saldım ama beni tatmin etmedi kendi sayılarıın etrafına dolandım. sayılarımı kullanmaya karar verdim sayısal loto oynadım kendimden emindim ama 1 bile tutturamadım. sanırım gelecek hafta ben alıcam o parayı dedim. para kaç sayılı. çok sayılı br para bol sıfırlı. annem ne alacaksın diye sordu ona sandalye ve harddiskten bahsettim. o buna çok güldü boğazda bir yalı dedi bir de araba almalısın. işte onlar hiç aklıma gelmemişti. aslında en sevdiğime 1 i phone almaktı diğer bir dileğim. yine de çok param kalıcak bunlardan sonra sanırım dünyayı gezerim diye düşündüm ben de. görücek çok yer var önce şelaleri görcem sonra kanyonları sırasıyla dünyanın zirvesine çıkıcam ordan o noktasına inicem egzotik kıyılarda meyve suyu içip denize giricem. sayılarımı poşete koyup denize atıcam. balıklar yemesin diye poşetle atıcam ki biri onları buluğunda onun da işine yarasın. sonra onun rüyasına giricem.... peki 3 leri görüyor musun?
o buna şaşırıcak 3lere bakıcak performansını beğenirsem 1 sayı daha sorucam ona sonra ona da bakıcak belki o da yan şezlongda güneşlenicek bi zaman sonra. onu görünce sevgilimle birbirimize bakıp gülücez. en çok onunla gülmeyi seviyorum. en çok orda komik oluyorum. komik olmak hoşuma gidiyor bazen kendimi bile çok güldürüyorum. sayıları dikkatle izliyorum 11 çok önemli onun hakkında konuşmak istemiyorum o kutsal. oysa biz 27sinde tanışmıştık. 8. ayın 27si. o günler güzel günlerdi ama bunlar daha güzel. kendimden bahsetmeyi pek sevmem dmeiştim ama tek yaptığım ondan ibaretmiş bir de bnu anladım insanlık bi yerde napalım? kendimi rahatlatabiliyorum yine de. bahaneler uydurark da olsa bazen rahatlamak çok iyi. baya iyi. inanılmaz iyi. gökkuşakları üstünden denize kaymak gibi ya da hiç yere varamayıp gökkuşağının pembesi olmak gibi. en kız işi yazım bu olmuş olmalı ama napiim ben kızım.)
günlük gibi de aslında ne gibiyse gibidir. gibi olduğu sürece bir şey değildir. olsun.

26 Ekim 2010 Salı

bir film,bir hayat

film gibi hayat....
kötü bir bilim kurgu filmi,,, az bütçeyle çekilmiş zekaya da pek yer verilmemiş gibi. en acıklısından aşk dolu bir duygusal film hatta dram genele indirgendiğinde. sadece rüyalarda fantastik bir filme dönüşüyor ,, o zaman zaten en sevdiğim fantastik filmler diyorsun. inanılmaz bir komedi , akıl almaz esprilerle dolu. herkesin anladığı var anlamadığı gülünen yerler farklı olsa da kahkaha garantili bir komedi.acayip bir gerilim ve zaman zaman çığlıklar kopartan bir korku filminden başka bir şey değil hayat. gizem dolu bir aksiyon... kovalamaca peşinde geçen hayatın bir dedektifin kinden bazen bir komandonun kinden bile farksız. bazen kısa bazen uzun metraj ama kısa da uzun da hiç yetmiyor. belgesel, aile , polisiye, macera, romantik ne dersen de hepsi içinde sonsuza kadar sürecekmiş gibi hiç bitmeyen bir film. sen kurguyu çözene kadar bitecek ve ne iyi filmmiş diyeceksin. demeye vatin kalmayacak dünyanın dvd koleksiyonuna yerleşeceksin . ara sıra gelip karıştıracaklar koleksiyonu ve kendi filmleriyle karşılaştıracaklar. esas film hiç bitmeyecek. bitmesin...
film gibi hayat....
türü: romantik/ dram/ fantastik polisiye bilimkurgu /korku-gerilim/ aşk/ belgesel/komedi/aksiyon/ aile / trajedi/ reality

25 Ekim 2010 Pazartesi

duyudeney

Tüm duyularım inadına çalışıyor onlar çalıştıkça ben 5 duyunun ötesine geçemiyorum .. gözlerimi kapatıyorum . evet. artık görmüyorum,,, şimdi her şey daha heyecanlı daha çok korkuyorum artık çocuk olmadığımı şimdi daha net görebiliyorum. kulaklarımı tıkadım şimdi hiç kimseyi hiçbir şeyi duymuyorum ne o kötü pop şarkıları ne de mozzart var. sükunet... hayır hayır bu sükunetle uzaktan yakından alakalı bişey değil bu boşluk evet hava ykokmuş gibi hiç ses yok. her şey oldukça komik şimdi daha çok eğleniyorum kendi seslendirmelermi yaparken daha özgürüm artık ama telepatik
güçlerimizi geliştirmemiz lazım anlaşamıyoruz. dudak okumayı hep denemiştim ama iş ciddiye binince o kadar da kolay olmuyor. evet olmuyor . eller kulaklardan buruna geçsin.kokusuz hislerimyok oluyor hayvansı içgüdülerimi kaybedince farkediyorum. yemek yemek hiç bu kadar keyifsiz olmamıştı hem. tuza doyamıyorum. dokunmadan edemem her şeyle oynamam yüzeylerini keşfetmem lazım bu bölümü atlasak mı diyorum??
- olmaz
- hani ötesine geçicektin?
- 3 bölüm bitti şurda 2 tane kalmış .
- yap gitsin
- denemeye değer.

bir süre dokunmuyorum ne kaleme ne kitapa ne kedime ne sevgilime ne klavyeye ne ağaca ne kuşa. bu zor bir dönem uzaklaştım,,, özledim,,,yakınlaştım. bu bölümü de atlattım.

müjde!

hayat ne kadar sıkıcı oluyor bazen... her şey olduğu gibi akıp giderken...
sorumluluklarının peşinde koşman da ,tutkularını kovalaman da bitiyor ama hayat akıp gidiyor. bundan sıkıldığın an hiç düşünmüyorsun demektir. hayal kuramıyorsundur ve yalnızsındır. ve belki de günlerdir evden çıkmamışsındır. kalbin bile kırık değildir ama çikolata yemeden duramıyorsundur.

kendini kurtarmadan önce bu anın tadını çıkar!

tüm bu hissettiklerinden nasıl olduğunu bile anlamadığın bir şekilde kurtulduğun o an,,, kalbinden ve beyninden süzülen ışıklar çarpıştığında,,, derinler yüzey ve yüzeyler derin olduğunda ve sen altüst olurken bundan keyif aldığını farkettiğinde bir daha bu ana hiç dönemeyeceğini bilmen lazım.
kandırılamayacağını ve kandırmayacağını,,, sürekli görüp büyüyeceğini gölgeni bile renklendirebileceğini şarkılar söyleyip koşuşturacağını,,, belki bir kelebek gibi narin hissettiğinden korunmak isteyeceğini biliyorum.

kimse sana zarar vermeyecek!
veremeyecek...
artık sen bu dünyada dokunulmazlık kazandın. yeteneklerinle ödüllendirilirken delilikle cezalandırıldın.
şanslısın hiç sıkılmayacaksın.

21 Ekim 2010 Perşembe

bu tutar part2

telefonu işi her şeyi unutup yerleri temizlemeye koyuldum. bir yandan kahvenin soğukluğunu içimde hissediyordum. O da kahveyi dökmüştü ve ben çok kızmıştım bir keresinde. her yeri yeni temizlemiştim ve onun bunu farketmemiş olması üstüne dikkatli davranmayıp kahveyi etrafa saçması sinirlerimi bozmuştu. 'keşke kızmasaydım o kadar' dedim içimden ne var yani??
viledayı temizleyip yerine koyduğumda telefonum çaldı ,koşup açtım iş yerinden arıyorlardı. hemen bir yalan uydurup gidemeyeceğimi söyledim, anlayışla karşıladılar. zaten işkoliğin tekiyim uydurduğum yalana illa ki inanıcaklar zira hayatta işimi ikinci plana atmam. sorun bu muydu acaba?
beynim her şeyi ona gidişine bağlıyordu. şimdi o söz yeniden zihnimde yankılanmaya başladı 'güzelleştiremiyorum'
'güzelleştiremiyorum'
tabi güzelleştiremezdi,,,, lanet olası işimden başka hiçbir şey düşünmüyordum son zamanlarda.. önce terfi için iş yerinde sabahlamalara başladım,,, sonra terfi beni daha fazla işe bağladı ve sanki tek hayatım işmiş yardımcı elemanlar da geri kalan zamanı doldurmak içinlerdi. ve sevgilim de bunlara dahildi. nasıl güzelleştirsindi ki ona hiç izin vermedim!! hakkım olan izinlerimi kullanıp bir tatile bile çıkamadım onunla. bensiz gitmek istemediğinden onu da çiviledim bu şehre. oysa koşmak yüzmek lazımdı. çocuklar gibi gülmek...
hala bir çocuk gibi gülebildiğimi onunla farketmiştim oysa uzun zamandır aynı coşkuyla nefes alamıyorum, almıyorum.ona sakar olduğu için kızardım, sürekli bir şeyler kırar, bir şeyler unuturdu. oysa en büyük sakar benmişim.
duygusal sakar....

19 Ekim 2010 Salı

bu tutar

'her şey güzel olucak' demişti...
'güzelleştiremiyorum' dedi, gitti.

gidişiinin ardından tek yaptığım sadece bakakalmaktı. güzelleştiremediği şey neydi? zaten her şey çok güzel değil miydi? mutluyduk.. mutlu uyuduk.
kalkıp bir kahve demledim.mutfağa gidene kadar tekrar tekrar gidişini izledim. böyle gidişlere alışık değildim. kavga gürültü olmadan sessizce çıktı gitti, ağzımı açıp tek bir laf bile edemedim. gitti. belki gelir dedim. belki gelir dedikten sonra işler çığrından çıkmaya başladı, şaşkınlığım kendini hüzünle sarmaladı belirsizlikler içinde kaybolup gitti geriye gözyaşlarım kaldı. kahve sıcak. soğumasını beklemem gerek. ne güzel üflerdik beraber çıkan buhara bakıp hikayeler uydururduk. hep gülerdi, gülerdim. sonra beni öperdi.o öpünce kahve daha çabuk soğurdu. büyük bir sessizlik içinde kahvenin soğumasını bekledim. daha önce bu kadar uzun sürdüğünü hiç farketmemiştim. bundan sonra sütlü kahve içmeye karar verdim. soğuk sütle karıştırıcam bundn sonra. alışkanlıklarım daha 10 dakikada değişmeye başladı. zihnim sorulardan kendini kurtaramıyordu bir türlü ve ruhum zaten çok uzaklardaydı. bedenim çıplak yapayalnız, üşüyordu. ve bir ağlama krizi daha...
uyuyakaldığımı farkettiğimde iş için çok geç kalmıştım. hemen arayıp izin almalıydıım. kalkıp telefonumu almaya yçneldim. buz gibi bir kahve ayağımdan parkeye süzülmeye başladı o anda.
- sonunda soğumuş.

- devam edecek dostlar-

DUR!

duruyorum...
doğru yerde, doğru zamanda. Anlık duruşlarda sert vuruşlarda varoluyorum. Yılları paketleyip atıyorum. Attıklarım gelip beni buluyor tuttuklarımsa kaybolup sonsuz oluyor. sonsuzluk gittikçe büyüyor. büyüdükçe duruyorum. Duruyorum.
duruyorum...

duruyorum... duruyorum...

görüyorum,duruyorum. duyuyorum, duruyorum. seviyorum, duruyorum. kaçıyorum,duruyorum. gidiyorum,duruyorum. atlıyorum, duruyorum. dokunuyorum,duruyorum. sıçrıyorum,duruyorum. kalkıyorum duruyorum.duruyorum,duruyorum,duruyorum,duruyorum,duruyorum,duruyorum,duruyorum....

durmaktı zor olan aslında... dünyanın tersine dönebilmek....
dönerken durabilmek, duruken dönmek. eylemsizliğe karşı gelmek,sert vuruşlara tepkisiz kalabilmek. etkisi tepkisi yasalara karşı gelmek.
Bir de durdukça iterler seni, sarsarlar. Sen durdukça,zarar görmedikçe daha çok gelirler üstüne.

Topladığın potansiyeli merak ettiklerinden hepsi. bu duruşun bir vuruşu var elbet.
doğru yer doğru zaman...

rüya paketi 1

toprağa basmayı çok özledim....
uzun zamandır bu gezegendeyim , su gezegeni. hiç kirlenmeyen suyumuz sürekli gürüldeyen şelalerimiz her zaman yeşil ağaçlarımız uçsuz bucaksız mavilik. mavinin her tonu var burda. maviyi zaten çok severim ama toprağa basmayı çok özledim. yerçekimini dolaysız hissetmeyi kaldırma kuvveti olmaksızın ayaklarımı havada savurmayı.
işte gitme vakti...
burdan ayrılmak çok zor ama özlemlerim beni boğuyor, toprağa basmam gerek. nerden indiğini bilmediğim merdivenlerden iniyorum aşağı gitmek için daha hızlı adımlarla. durmadan....
burdan tek çıkış noktası burası tek bir araç var ben aracı kaçırdım. 1.5 saat daha beklemem gerek. bekliyorum...
bekleyemiyorum. gidip bir form alıyorum dolduruyorum. hayır bu for kağıt değil. kağıt ama senin bildiğinden hiç değil. ıslanmaz, silinmez.
herkese form dağıtıyorum, aslında dağıtamaıyorum. 1.5 saat burda 2 saniyeden daha kısa . arkamı döndüğümde araç orda. garip bi his kaplıyor vücudumu, damarlarımı ısıtıyor,gözlerim takılı kalıyor. gidiyorum....
araç 8 kişilik ama burdan yalnızca 3 kişi ayrılabiliyor. durumu kısaca izah edeyim. birincisi araçta koltuk yok sanki deniz kızları binsin diye yapılmış uzun oturuş için uygun. sanırım denizkızları dünyaya bu araçla geliyor. aracın kullanılacağı yerde bir çanta ama nedense o üç kişi sayılıyor. anlamıyorum. araçta hali hazırda 2 teyze var onlar sürekli gidip geliyorlar.anlamıyorum.
üç kişiden ilk ben biniyorum. araca girip oturmaya koyulduğumda benim bile bilmediğim bir dövme farkediyorum ayağımda ama bununla teyzeler daha ilgili çok heyecanlanıyorlar. ben de bakıyorum iki dövmeden mavi olanı daha çok dikkatlerini çekiyor. incelemeye koyuluyorlar bana bunun kimin yaptığını soruyorlar ama bir kadın yaptı diyebiliyorum ancak. onlar da bana bunun kesin o olabiliceğini söylüyorlar. onun kim olduğundan hiç haberim yok. dövmeye yakınlaşıyoruz beraber inceliyoruz. bir film olsa ekranda sanki bir tek o dövme varmış gibi. masmavi...
bu kaçmaya çalıştığım gezegen kadar mavi. yıldız şapkalı bir tanrıça. mavi, masmavi bir tanrıça. sanki tüm su perilerinin annesi oymuşçasına. anaç ve huzurlu bir yüz ifadesi var. etkileniyorum. anlamıyorum...tanrıçanın karnında yunuslardan oluşmuş bir halka.. koyu mavi yunusların içinde sonsuza uzanan bir perspektif.
halkanın ortasında sonsuzdan koşup gelen açık mavi ışıl ışıl insanlar.koşup gelen dedimse de daha çok salınıyorlarmış gibi bir edaları var.
burda hızlı bir geçiş...
arcın camından dışarı bakıyorum.bu çok sevdiğim gezegene son bir defa daha bakıyorum. içim buruk.
toprağı çok özledim....

13 Ekim 2010 Çarşamba

mevsims

domates mevsimini de tükettik.mandalina yeriz artık sonra kestane.

keşke her şey yine mevsiminde olsa mevsimleri daha iyi yaşardık o zaman. ama haklı olarak seralarda üretiyoruz her zaman her şeyi yiyebiliyoruz zira 2 mevsimimiz kaldı.neden iki mevsimliyiz?
seralar yüzünden...

baharı bekleyen kumrular bekleyedursun daha.

sert mevsim geçişleri insanları da sertleştiriyor. sertleştikçe kırılganlaşıyoruz, hiç tahammülümüz kalmadı. tahammülsüzlüğe tahammülüm yok artık benim de; susup gidiyorum.

yeniden domates hikayeleri yazmama 8 ay kaldı. ben hormonlu domates sevmem illa ki yerim domatessiz ömür geçmez hele soğuk kış sabahları hiç çekilmez.
ama onlar gerçek domates değil. yazdıklarım gerçek olmaz o zaman. ben gerçeklerden yanayım. aslında gerçek nedir hiçbir fikrim yok.
olsun.

biraz daha soğusun mandalina hikayeleri başlar. onlar daha eğlenceli.

geldim.

uzun bir ara
geniş bir ara
büyük bir ara
iki arada bir derede yazıyorum sonrasında.
özlüyorum yazmayı, özledikçe paslanıyorum,paslandıkça pasları atmak için daha çok beklemem gerekiyor başlamak için . kaldığım yerden başlamıyorum. olduğum yerden başlıyorum ve ben bu aralar her şeyi seviyorum.
odamı seviyorum, evimi seviyorum. bilgisayarımı, kedimi ,sevgilimi, müpümü, kendimi, okuldakileri okulu her şeyi seviyorum. sevdikçe hayatın kendisi oluyorum. uzaktan izlemiyorum artık içeri akıyorum. akabiliyor muyum?
akıyorumdur...
akışkanım ben çünkü.
eğim olmalı bi yerlerde.
bu iyi mi?
bana ne....