29 Kasım 2010 Pazartesi

_Her şeyi kafanda yaşıyorsun!
-Kafam yok benim.
_O zaman yaşamıyorsun.
-Pek yaşadığım söylenemez.

konuşmadıklarım çok

Geçen cumartesi çok eğlendim.Muhteşem bir terasta akıcı muhabbet; aynı anda galata kulesini, haliç köprüsünü, tarihi yarımadayı, kız kulesini, ışıklı boğaz köprüsünü görebilmek gibisi yok.
böyle başlayan bir akşamın sonunda müp, erdem ben yine sürekli konuşup eğlendiğimiz sanarken bir süre sonra yalnız benim saçmalamama ve nefes almaya mahal vermeden kendimi konuşturmaya çabalamama dayanamayan erdem tam olarak ne dedi hatırlamıyorum ama o an konuşmamam kararı aldığımdan eminim ve evet saatlerce hiç konuşmadım.Bunu ben çocukken çok yapardım birine kızdığımda onu konuşmayarak cezalandırdığımı sanırdım ,,, bu arada kafamda çeşitli senaryolar oluşmaya başlardı evet mesela biri şöyle;

ben yanlış hatırlamıyorsam anneme küsmüştüm ve yine konuşmuyordum, çok önemli bir şey söylemem gerekirse deftere yazıp onu okutuyordum ama konuşmuyordum... Yine bir süre sonra bir köşeye çekilip oturduğumda kendi kendime sürekli tekrarladığım şey ' hiç konuşmayacağım, siz sesimi unutana dek ben konuşmayı unutana dek konuşmayacağım' Türkiye de yaşıyor olmanın verdiği etkiyle bu cümleyi öyle yerlere çektim ki şu an ben bile ne saçmalamışsın be küçük özge demeden duramıyorum.Evet şöyle ki ben böyle uzun süre konuşmadığım ve konuşmayı unuttuğum için haberlere falan çıkıyorum Manşetler yankılanıyor o zaman kafamın içinde tabi ben o programa bile gittim geldim. hey gidi günler!!:

böyle önemli bir anımı da paylaştıktan sonra sadete delirsem eğer ben aslında paylaşmak istediğim o akşam yine defterime not aldıklarım....(bu arada akşamlar karışmasın bu geçen cumartesi akşamı:)) lafı uzatmadan yazasım var her nedense evet işte konuşmadıklarım:

Hiçbir dili anlamasaydım o zaman çok iyi şiirler yazabilirdim..

Dayanabildiğim kadar konuşmayacağım....Hadi bakalım!
Yer yer konuşasım geldi ama hep sustum...O zamanlar konuşamayıp sustuysam beni konuşturabilecek daha büyük bir şey olması lazım.
YOoo! Hiç de komik olmaya çalışmıyorum; eğer komik olmaya çalışsaydım çoktan konuşmuştum.

Ben bunu çocuk kafasıyla milyon kere yaptım.(Bİr de çocukken yani diye not düşmüşüm yanına)

I am just a creator living with creatures inside me.(ingilizce de düşünmüşü yani bir ara)

Ben de onu diyorum işte, kaplanların soyu tükeniyor.Hatta Leonardo di Caprio kaplanlar için 1.000.000 dolar bağışlamış.

Omlar zaten neresi gelişiyor oraya saldırıyorlar.Aslında onlar her yerdeler.

Çünkü biz bu dünyaya 'insan doğurmak' istemiyoruz oysa onların 'asker'e ihtiyaçları var.

Aslında kürdizm kemalizm diye de bir şey yok.Burada ki hiçbir şey bizim değil hepimizin.Oysa kaplanların soyu tükeniyor kimsenin umrunda değil.

Bazılarının sorunu sadece üremek, bazılarınınsa yalnızca üremeden hayatta kalabilmek.

Evet bunları 5 dk içinde yazmış olmalıyım ama tek derdim kaplanlarmış gibi görünüyor.Bazen böyle kafamdaki sekmeleri kaydetmek hoşuma gidiyor işte napiim. bunu da en iyi konuşmadığım zamanlar yapabiliyorum.Yanlış anlaşılma da olmasın ki ben çok az konuşan br insanım aslında ,,, sadece bazen öyle susamıyorum ki ...

bir regl zırvası

hadi bakalım yeni bir kayıt!
hadi bakalım hadi bakalım... al işte oyalanmasaydım ne de güzel yazıcaktım her an her şeye sinirim bozulabiliyor bu gibi dönemlerde.
öncelikle bu gibi dönemlerden bahsedeyim. Bu gibi dönemler kadınların kırmızı kartı çektiği günlerdir, evet. Oyundışı kalan sevgili bu yetmezmiş gibi sürekli duygu değişimlerine kendini beğenmeyen sevgilinin ıkh mıkh larına maruz kalır. KIadınlar için ne kadar kötüyse bir erkek için de o kadar kötü olmalı! Ama yine de sırf bu aylık döngünün en şiddetli dönemlerinde sevgilinin 'hıhı haklısın sevgilim' demesinden daha kötü bir şey yoktur! Sinirliyim rahat bırak bni doyasıya alayım hıncımı ne varsa söyleyim yani kabullenmeyip de geçiştirmen sinirimi almıyor!! olmuyor, olmuyor.
Tamam bazen gereğinden fazla saçmalıyor olabilirim ama sürekli senaryolar uyduran beynim ve manik depresif kişiliğim hormonlarım yüzünden beni zaten bunaltmış durumda şakacıktan kafa sallamkla haklısın demekle beni yatıştıramazsın!! bakınız olayı hemen kişiselleştirdim bu hiç hoş değil.
Neyse sinirlendim işte. Geçene kadar yazamıycam orası çok net. Garip olansa birazdan hepsinin geçecek olması. bu anlık yüklenmelerim gerek kendime karşı gerekse karşımdaki kurban kimse ona(ki bu kurban genelde erkek arkadaşım olur) birazdan bulutların üzerinde olucam.Sanki İki dakika önce zırlayan ben değilmişim gibi kahkhalar atıcam. Kadın olmak çok zor.Evet, oldukça zor.

her neyse geçti bile.


22 Kasım 2010 Pazartesi

sokaklar garip



sokaklar gerçekten çok garip.Bİr kere insanların her türlüsü sokağa çıkar hele bir de cuma ya da cumartesi ise hele bir de istiklal deyseniz olaylar gerçekten ilginç haller alabiliyor.Gerçi enteresan olaylar dizisi görmek için açılmış gözleriniz ve her şeyi masallaştıran bir beyniniz varsa ya da ortasında olduğunuz olayın nedenini sonucunu görebiliyorsanız bir anda ve kafanız az biraz değişik çalışıyorsa gariplikler silsilesi içinde kaybolmanız için her durum uygundur ve şizofreniye sürüklenip paranoyalara kapılmamak için günlük yaşamınızda evde kendinizi çok iyi motive edebilmeniz lazımdır.Şimdi bir günlere ayırıp istiklali analiz edesim vardı ama şimdilik cuma ve cumartesiyle başlayacağım işe zira en kalabalık en melez ortam o zaman oluşuyor bu taksim çukurunda.Tamam kalabalık oluşu sindirilebilir gayet tabi İstanbul'un merkezi milletin işi gücü yok hoptrililaylaylaylaylilaylom falan ama herkes mi taksim'de olur hiç mi bir adım atamazsın yürürken İstanbul'un en büyük trafik sorunu istiklaldedir ve bu yaya trafiğidir. Birisini çarptığında maddi zarar çıkmaz evet ancak maneviyat diye bir şey bırakmazlar insanda illet edersin çek git başımdan ne işim var burada dersin.Nitekim iş işte geçmiştir mecbur devam edersin.Mesela ben tramvaya asılmayı öğrendim bunaldım mı yayalardan hop tramvaya asılıyorum ondan sonrası kolay durağı beklemeden atlayıveriyorum gel keyfim gel izole bir şekilde hedefime varıyorum.Hoş tabi tramvayın içindeki bir takım kimseler bu yaşta bir kızın ne işi var merak ediyorlar tramvayın arkasında bir gülüşmeler bir laflar falan ama neyse ki koruyucu meleğim sevgili sevgilim yanımda oluyor da herhangi bir sorun çıkmıyor. Yalnızken tramvaya asılmam!
Günün erken saatleri haliyle her şey daha sevimli, herkes güzel havanın tadını çıkarma peşinde ya da alış veriş iş kovalıyor ancak karanlık çöküp de ay gökyüzünde göründeyse o zaman acele etme vakti gelmiştir.İnsanlar alkol alımına başlayıp artık daha da garipleşecektir. kanımdaki adrenalin inanılmaz biçimde artar ve göz bebeklerim büyür. Aklıma bile gelmeyecek gariplikler yaşanmaya başlar.Hayır yani dolunay olsa kurt adam çıksa bu kadar şaşırmam.Öyle enteresan ki bu insanoğlu, gün içinde sakin normal bir insanken önce istiklalin baştan çıkarmasıyla şımarır akabinde su gibi akan alkolle tavana çarpar işte her şey o zaman başlar.Horon tepenleri boş boş bağırıp dans edenleri ya da garipleşmiş yüz ifadelerini de saymıyorum aslında anlatmakla olmaz ki yaşamak lazım ,yaşamak lazım.

Ben bir keresinde mesela çok da geç değildi ama çukurcuma da istiklale çıkarken bu arada çıktığım sokak falcıların olduğu sokak inanılmaz kayıp insanlar gördümdü de şarkı yazmıştım ama ne saçma benim de normalliğimden şüphe ediyorum gerçi her hatırladığımda ama ben normalim diye bir iddiam da yok zaten her neyse şarkı yazdım be ama Türk sanat musikisi bilmem ne makamında söyledim bir de onu bütün yol.Zaten burda söyledim mi bilmiyorum ama daha önce de söylediğim gibi çok doğaçlama çalışan bir kafam var patlattım şarkıyı . Hatırladığım kadarıyla şöyleydi(aiyy belki ses klibi falan koyarım buna hatırlayabilirsem tam tam tam);

Sen ne içtin böyle önünü görmüyorsun
Sen ne içtin böyle adını bilmiyorsun
Ne içtiysen söyle biz de alalım ondaaaann
içelim açılalım aynı kafaya varalım

Ah keşke az içseydin
benimle dans etseydin
böyle içip bayıldın
e şimdi ne yapalım?

Sen ne içtin böyle ayakta duramıyorsun
Sen ne içtin böyle beni tanımıyorsun
Ne içtiysen söyle ben de içeeeeğğğyyiiiiimmm
yeniden tanışalım geceyle yarışalım.

gibi gibi bir şeylerdi işte saçma sapan ama anlık hislerimi ancak böyle anlatabilirdim hoş bunu bir kızı görüp uydurdum sanki bir erkek içinden bu şarkıyı söylüyor olabilirmiş gibi gelmişti ama bu şarkı o zaman daha güzelsi sözleri falan da daha uzundu sanki her neyse yapıcak bir şey yok 3 ay önceki mevzuyu böyle hatırlayabilmem bile oldukça hoş bence. evet.
Sonra biz ordan asmalıya gittik yok önce başka bi yere gittik sonra asmalıya gittik ama anlatamayacağım komik şeyler olmuştu:)
yani o kadar da çılgın değil ama gün gelir ilgili birisi okur ayıp olur.Aslında çok da ayıp olmaz biz haklı sayılırdık ama olsun,hepsi şımarık sevgilimin suçu.Baya eğlendik ama o gün çok çok çok.

Ha bir de şu fotoğraf şu taksim çukurunda kaybolan cici kızlara ithafen.
çok anlamlı bir yandan esprili ve de duygulu.
Özellikle yapılmış bir şey değil ama gerçekten biri çiğneyip geçmiş,aferin iyi etmiş.

saygılar.

21 Kasım 2010 Pazar

yatkalkzırvaları

al işte şimdi de uykum geldi işe başlama hevesiyle yanıp tutuşup ardından bu yanıp tutuşmalardan kül olduğumdan yeni odunlar ararken ben kah internette kah evin içinde proje çizmeye başlayamadım hala. al işte uykum geldi şimdi.
ne olucak bu halim bilemiyorum yatıp sabah yapsam uyarıları gelmeye başladı kafamın içinden yapıcak bir şey yok yatıp kalkıp öyle koşturucam bir şey çıkmazsa da çıkmaz napiim iç güveysinden hallice çıkarım jürinin karşısına.

Je parle français, mais dans mes rêves


hep böyle olmadık zamanlarda yazasım geliyor zaten ama öyle bir geliyor ki sanki yazmazsam nefes bile alamayacakmışım gibi ama ne yazacağımla ilgili hiçbir fikrim de olmuyor.Böylesi güzel oluyor yine de napiim kafam bi kaçış yolu arıyor o anda da yazasım geliyor çünkü. Mesela yarın jürim var çok çok çalışmam lazım bir sürü iş var oturdum yazıyorum çünkü yazmazsam olmaz çıldırırım birazdan.Yapmayı sevdiğim bir şey yazmak .yazmayı seviyorum vesselam.Seviyorum seviyorum da hani bi konu başlığı bi anafikir yok işte. ne gelirse onu kovalıyorum bak yine kovalıyorum tuttuğunu koparan biriyimdir ama bi türlü yakalayamıyorum ama yakaladığımda çok süper şeyler olacağını bildiğimden inadına koşuyorum koşuyorum. evet hep beraber zihnimin koşuşunu izliyoruz. iyi seyirler.
işte soluğum kesilmeye başladı bu daha da şevklendiriyor beni yani öyle görünüyor. tabi ona buna laf atmak değil niyetim zaten laf atabilecek derece takipte de değilim ama bir şeyler kafamı kurcalıyor.Blog okuma alışkanlığım yoktu bak ciddiyim. yeni yeni okumaya başladım okudukça baktım bu popüler bloglar hep bi kötü erkeklerin peşinden yazılmış gibi öyle değil mi ama öyle değil mi hep bi şikayetlenme hep bi (o ağızla yazıyorum ki) bok atma üstüne. artık tutamadım tutamadım bu insanlık neden kusma peşinde kendi duygularını hiç mi anlayamıyorsun ey türk kızı biri yazsın da okuyiim dillendiremediklerimi o yazsın ben daha çok dillendireyim peşindesin,,, belki tek duygusal ezik ben değilimdir diye arkasına saklanabileceğin bir şey ben ne biliyim. Ben çok mutluyum galiba sinirlensem de kin kusamıyorum ah bu anlayışlı metabolizma beni çürütücek!!
hayır hayır aşk acısı çekmedim değil aşk acısı sandığım aşk acısı değildi ancak çok sonra anlıyorum işte üzülmem gerekiyordu çünkü filmlerde şarkılarda hep öyleydi tadını çıkardım ahh evet işte bu aşk acısı dedim. dostum alakası yok. kendimizi dinlemeyi bırakmayalım ama yine de kendimizi çok konuşturmayalım.evet.
inanılmaz bir rahatlama derin bir sükunet arkasında efendim şöyle bir baktım etrafa her şey aynı ama sanki ben çok uzaklardan gelmiş gibiyim. çok uzaklardaydım evet ama hep uzaklardaydım bu duygu yoktu o niye onu anlamış değilim??
kendi kendine konuşmanın zevki başka hiçbir şeyde yok. çok ciddiyim. kendi kendine konuşmayan delirir,kendi kendine konuşan delidir.
nasıl da nokta koyasım var en büyüğünden delicesine. Ama duramıyorum,,, durduramıyorum. bir de her gece yeni bir fransızca sözcük başlıklı rüyalarımdan bahsetmeliyim. Evet evet çat pat fransızcam var ama çat yani pat bile yok yani çünkü hala je seize ans.Oysa bilen bilir 22 yaşındayım.İşte öylesine bir fransıca bilgim var evet var.Ancaak birkaç haftadır çıldırmışcasına fransızca konuşuyorum rüyalarımda ama ne keyifli anlatamam.İlk gördüğüm rüya geçen seneydi fransızca döktürüyordum bir de uyandığımda hiçbir şey anlamamış olsam da baya uzun bir olaylar zincirinin içerisindeydim ama altyazısız fransızca bir film izlemiş gibi hatırlıyordum rüyamı.eyse gereksiz ayrıntılar kısmını atlarsak bi süredir sıklaşan bu fransızca rüyalar ya da french dreams ya da rêve français dün beni gerçekten şaşırtı.Böyle yine nasıl başladığını hatırlamadığım bir rüyanın içinde eski beyaz bir malikanede garip insanlarla muhabbetteyken -bu garipinsanlardan biri insan bile değildi ama insan olmalıydı neydi o?- bir anda kamera benim önümdeki kağıda çevriliyor kağıtta daha önce başka bir rüyadan hatırladığım bir tapınak çizimi var sütunlu falan ama sütunlar baya farklı yerleşmiş.Yine fransızca muhabbetler işte vous vous avez vous vous avez vous tu t'apelle comment falan derken çizimlere beraber baktığımız şahız bana trebuchet ne biliyor musun diye sordu ben de eehh tabi biliyorum dedim ama hiçbir fikrim yok neyse ki uyandım o anda.Oan uyanmasaydım çok zor durumda kalacaktım biliyorum dedim ama bilmiyordum yani. Her neyse uyanır uyanmaz ilk işim trebuchet nin ne olduğuna bakmak oldu.önce yazılışını nerden bildiğime şaşırdım çünkü tğrebuşeeğ diye falan söyledi rüyamdaki amca ama neyse bir baktım bu bizim bildiğimiz mancınık.Burda nasıl bir gönderme var bu bilinçaltı nerden besleniyor gerçekten anlamış değilim.
kendimi şöyle rahatlattım ben de akabinde yaa öyle bi font var evet evetvee bundan böyle ben o fontla yazıciiimmm. evet.
yaşasın trebuchet!!!

12 Kasım 2010 Cuma

büyüdüm

o kadar büyümüşüm ki kendi içimde gezinmek beni yorar olmuş ben başka yerlerdeyken aklım bensiz kararlar verip onları uygular olmuş ben kendi halimde keşifteyken dilim yeni tatlar almış kulaklarıma yeni melodiler çalınmış ağzım benim yerime konuşmuş ellerim çizer olmuş.
derindeyken yüzeyi yüzeydeyken derini özler olmuşum korkup sığlara çekilirken bi yanım dalgalara kafa tutar olmuş ben beni ararken ben beni yalnız bıraktığımdan bir ben kendi kendine küçülüp masum bir çocuk olmuş.
o kadar büyümüşüm ki sonunda çocuk olmuşum düşe kalka büyürken düşüp kalkma peşinde koşar olmuşum. mışlı geçmiş zamanlarda dolanırken ben yaptım ettim demeyi özler olmuşum. gelmiş miyim gitmiş miyim inmiş miyim çıkmış mıyım ? kaçmışım saklanmışım yakalanmışım derken ben kendimle oynar olmuşum. kendimle oynadığımı farkettiğimde yalnızlığıı dinler olmuşum, onu alıp yanıma ağaçlara tırmanmış, denizler aşmış, yıldızları seyre dalmışım. derken aşkı görmüşüm yalnızlığımı yarı yolda bırakmış, kendimi onun peşine takıp dağa tepeye tırmanır olmuşum. dağa tepeye tırmanmışım tırmanmışım da yükseklerde olmak hoşuma gider olmuş . aşkı sevmişim çıkmışım çıkmışım da inmeyi unutur olmuşum. gel zaman git zaman aşk kaybolmuş, yukarılar hoşuma gittiğinden inmeyi beceremez hale geldiğimden aşkıma kavuşmak için tek yol kendimi tepeden aşağı bırakmışım. düşmüşüm düşmüşüm de yine yalnızlığımı bulmuşum. ben onu bırakmış olsam da o beni meğer hiç unutmamış geri geleceğimi bildiğinden beklemiş beklemiş yine gideceğimi bile bile sevmiş sarmış yaralarımı kapatmış.

ben seviyorum

Kendi rengim daha derinlerden parlıyor artık görüyorum ama parlıyor bunu seviyorum kamasan gözler gercekliğe acılıyor biliyorum. Gerceklik demisken seninle en güzel rüyaların icinde dans ederken ben ve mırıldanırken söylemeye korktuklarimı daha gercek hissediyorum kendimi. Bu kadar gerceklik can yakıcı olabilirdi biliyorum ama maviye boyanan gerceklerim rüyaların icinde kaybolup gidiyor eriyor ve ta kendisi oluyor pembe düslerin. Gri sabahlarım turunculara kahverengi ögleden sonralarım yesillere ve karanlık gecelerim yıldızlara dokunuyor artık. Yıldızlara dokunuyor yıldız oluyorum artık parlamamı sağlayan bi günesim var ve onu cok seviyorum. Aslına bakarsan hayretler icerisindeyim,,,hayrete kapıldıkca ve sasırdıkca daha cok seviyorum.

nasıl oldu da


binlerce ışık yılı uzaktan geldiğim bu yere binlerce yıldır alışmaya çalışsam da alışamadığımın çok net farkındayım. bu farkındalık beni daha da alıp götürüyor buralardan uyumlanmaya çalıştıkça uyumsuzluklarım ve otomatik çalışmaya başlayan beynim beni daha da uzaklaştırıyor. sanki bitmeyen bir yolculuk gibi akıp gidiyorum. bitmeyen bir yolculuk olduğunu hepimiz bilsekte doğa yasaları gereği ..eylemsizlik isteği başta olmak üzere.. buraya geri geliyoruz hiçbir yere gitmiyoruz. baştan başlayıp yeniden olduğu yere gelmeye hevesli insanoğlu. oysa ben bir başlangıç olucaksa daha ilerden başlamayı tercih ederim.

uyumsuzluklarımın ve burda olmayışlarımın beni mükemmel uyumlu bir insan yaptığı bir dünyada yaşıyorum. ne kadar az tepki vermeye hevesli olursan ne kadar durursan o kadar uyumlu oluyorsun. kimseyi tehdit ettiğin ya da kapıştığın yok kimseyle ne de olsa... kendimi ortaya koyduğumdaysa ya fantastik bir dünyam ya gizemli bir kişiliğim ya da pollyanna olduğumdan bahsediyor insanlar. bu daha çok uyumlanmamı sağlıyor çünkü herkes bir şekilde merakını giderene kadar meraklı olduğu şeye uyum göstermek zorunda hisseder kendini. bu bir çıkar ilişkisi bu bir insanlık belirtisi. bunları görerek yaşamak ve herkesin ne şekilde nasıl yanaştığını ne niyetle ne alıp verdiğini görmek daha da zorlaştırıyor işleri. oysa kolaylaşacakmış görünüyor öyle değil mi?

kolaylaştırabilir kolaylaştırabilir de bu hiç bana göre değil. her gün canımı yakan kalbimi kıran yalanlarıyla dünyayı boyamaya çalışan bunu da beceremeyip yalanlardan yarattıkları dünyalarda sıkışıp kalıp depresyondan depresyona koşan insanlardan biri olmak niyetinde değilim. ne umut çalmak ne öç almak ne ihtirasla yıkanıp sonunda egomla başbaşa kalıp kafayı yemek niyetindeyim. maddi manevi sömürülere duygusal yıkımlara her gün yalanlara kanmaya alışan beynim gittikçe otomatikleştiğinden kendim kendimi bazen kendi içimde saklanmış rüyalarımda koşturup dururken buluyorum ve gittikçe daha da uyumlanmış görünüyorum buralara. oysa ben uzaklaştıkça yaklaşıyorum buradaki insanlara çünkü ne kadar uzaksam beni kandırmaları da o kadar kolay. işleri bittiğindeyse de silip atarlar, umrumda değil.işler hiç kolay değil.


sadece severek yaşadığım yıllardayım, sadece seviyorum... sevgilimi, ailemi, bazı arkadaşlarımı, kedileri, denizi, yağmuru, şelaleleri, ayı , güneşi... sevdikçe büyüyorum sevgilerimi büyütüyorum ve daha çok büyüyorum. oysa hala sevebildiğim için çocuk olduğumu biliyorum. çocukluğumda büyüyorum.


eminim herkes seviyor. ama kim düşünmeden seviyor??

kim sevme eylemini bir olguya dönüştürüp ssadece sevmeyi seviyor?

kim sevdiğini büyütüyor kendinden önce?

kendini doyurmak için mi seviyorsun, sevilmek için mi, iyi bir insan olmak için mi sevmek için mi?

yoksa sadece seviyor musun?


sevgisiz kaldığımı hissediyorum bu günlerde....ama sevmeye devam ediyorum. gerçek sevgiyi görebildiğim gözler var etrafımda hala. işte beni bu dünyaya çağıranlar. binlerce ışık yılı uzaktan benimle gelmiş gibiler. öyle olmasa da severdim zaten. sevdiğimden ortaklıklar yaratmaya çalışıyorum işte. ortaklıklar yaratmadan sevmek gerek.

kendimi seviyorum , kendimi seviyorum , kendimi bildikçe kendimi daha çok seviyorum. bilinçli hatalar yapan kendimi seviyorum , bazen kontrol edemediğim kendimi seviyorum , içerde sürekli konuşan benleri de seviyorum. kendimden bahsetmeyi sevmiyorum ama parlayıp duran bir kalbim var şimdiye kadar kirletmem için beni zorlasalar da kirletemediğim bir kalp. orta yerimde durup beni aydınlatan kaçıp içine sığınabileceğim bir yer. gece rahat rahat uyumam için ninniler söyleyen incindiğimde beni yeniden hayata döndüren bir kalp. beni rahatlatan, beni kıstıran.


farkındaysan biraz kırgınım ama geçmiş bi kırgınlık bu kendimi gördükçe unuttuğum bir kırgınlık.. insanlara çok kızdım. tahmin edebileceğinden çok fazla . pamuk prenses hikayesindeki cadı gibi elinde zehirli elmayla dolaşan tüm bu insanlara çok kızdım. öfkemi bastıramadığım zamanlar oldu işte, oluyor da olucak da. bir kez olsun patlatıp kurtulmak istiyorum ama insanları kırmak hiç tarzım değil. aslında ne tarz meselesi ne başka bir şey kırılmış kalplerin sorumluluğunu üstlenemeyeceğimi düşünüyorum sanırım. SAçMA .



başlığı yok bunun

öyle düşünüyorum ki.....
ben sanıyorum ki...
bana kalırsa...
zannedersem...
bana sorucak olursanız...
belki de...
...olamaz mı?
...bence.
..olduğunu düşünüyorum
.... mayı seviyorum.

böyle başlayıp böyle biten cümlelerim var çokça.Neden Neden diye düşünüyorum bazen.Hayat karşısında da tavrım böyle çünkü o nedenle düşünüyorum ben de bu konuyu sıkça.Kesin cümleler kurup iddialı adımlar atamaycak mıyım ben? Ya da istiyor muyum bunu? karşımda duran bir şey olmasın diye kendi arkamamı saklanıyorum ? neye yarar ki?
kimse neden böyle düşünüyorsun deyip beni yargılayamaz!.?
sanıyorum ki yargılanmak hiç hoşuma gitmiyor,evet gitmiyor. Kimse de yargılamak derdinde değil belki . ama bu mesela kenddi ardıma saklanmak değil emin olmadığımdan düşünüyorum.Emin olmak huzur bulmak gibi olmalı. O yemeği istediğimden emin olsam afiyetle yerdim,yeriim. Bİr şeyi iyi yapıp yapamayacağımdan emin olmadığımdan çoğu şeye başlamıyorum bile . Oysa denemeden bilemem, nasıl bilebilirm ki? kafamın içindeki gibi optimum durumlar olmayacak dıarda ama hayat dışarıda akıp gidiyor kafamı ters yz edip hayata akıtmam lazım.Yavaş yavaş ama baya yavaş açılmaya başlıyorum. İlk adımlarımı atar gibi. Korkmuyorum.YO yo ben cesur bi kzım evet. daha cesur olmama lazım. belki o zaman cümlelerim daha farklı başlar , belki hiç başlamaz. kim bilir...



kedinin günlüğü sayfa 135

ben en çok kağıtların üzerinde uyumayı seviyorum. sevgili sahibem nereye kağıt koysa üstüne kıvrılabilirim hemen neyse ki şanslıyım bu konuda. çeşit çeşit kağıt var burda son zamanlarda kendi işşleri dışında kağıtlarla uğraşmadığından hep atılıyorum kağıtların tepesinden. ama o çizerken her seferinde yeniden şansımı deniyorum bu durum onu çıldırtıyor olmalı :)
bugün kağıt bulamadım evde. Woody Allen' ın bir kitabı vardı ortada ufak bi kitap ama üstüne kıvrılmayı iyi bilirim onun üstündeyim şimdi.En çok da eski kitapları seviyorum,kokusunu hiç bişeye değişmem yıpranmış sayfaların dokusu da daha anlamlı. üstüne yatma dışında kemirmek de rahatlatıveriyor beni bazen.Evet evet bu diş izleri benim.

3 Kasım 2010 Çarşamba

sevgili canlı(ölü) bomba

Ben Nietzsche yi özledim, Goethe beni çağırıyor bense godot yu bekliyorum.İnanılmaz bir zincir, bi yerde buluşmamız lazım.Her sabah nasıl buluşuruzu düşünüyorum yataktan kalkmadan.Bazen şiirler yazıyorum kafamdan, ruhumu çıkarıp beynime asıyorum.Bu beni daha rahat bir insna yapıyor.Düşündüklerim yerine hissettiklerim oluyor bu sayede beni oluşturan,konuşturan. Dışarıdan kararsız,dengesiz görünmem belki bu yüzden.Belki de ,aslında, öyle düşünüyorum ki dışarıdan inadında sabit görünüyorum. Zaten akrep burcuyum, sabit. sabit. Zaten bana ne nasıl göründüğümden.
Nasıl göründüğüm hiç umrumda değil çünkü iletişim kurarken ben beni görmüyorum,yalnız seni görüyorum.Her seferinde değişen bir başka sen olan seni...Senin nasıl göründüğün umrumda olan. LÜTFEN! Lütfen huzurlu görün, mutlu görün. Hüzünlü gözlerinle, sinirli sözlerinle,asabi tavırlarınla ya da kirletilmiş ruhunla suyumu bulandırma.Zaten seviyorum seni. Bu bile anlık mutluluğunudaha görünür kılmaya yetmeli.Yetebilir. Eğer insansan sevgi seni sarabilir.
EY bu kadar sevdiğim insanoğlu! Nasıl oluyor da sen benim bu kadar umrumdayken ve ben şiirler yazarak uyanırken ve ben seni sevmek için yola çıkmışken sen gidip orda burda canımı yakabiliyor; en sevdiğim sabah şiirlerimi kana bulayıp silebiliyorsun?
Kendi kendini yokedebilme lüksünü nasıl başkalarının da canını alarak/yakarak cinayete çevirebiliyorsun?
Kendini sevmeni söylüyordu oysa herkes,,, sevebilecek bir sen bile bırakmıyorsun.
Orada ağladığını biliyorum, pişmanlığın ve insanlığın yakanı bırakmayacak bunu sen de biliyorsun. orada ağladığını duyabiliyorum, ağlıyorsun çünkü patlama aklını başına getirdi,ruhunla başbaşa kaldın . bence ağlama.En azından kendine ağlama. git orda bana ağla , annene ağla canını yaktığın insanlar için ağlaa.Yok YOk iyisi mi sen git kendine ağla.