binlerce ışık yılı uzaktan geldiğim bu yere binlerce yıldır alışmaya çalışsam da alışamadığımın çok net farkındayım. bu farkındalık beni daha da alıp götürüyor buralardan uyumlanmaya çalıştıkça uyumsuzluklarım ve otomatik çalışmaya başlayan beynim beni daha da uzaklaştırıyor. sanki bitmeyen bir yolculuk gibi akıp gidiyorum. bitmeyen bir yolculuk olduğunu hepimiz bilsekte doğa yasaları gereği ..eylemsizlik isteği başta olmak üzere.. buraya geri geliyoruz hiçbir yere gitmiyoruz. baştan başlayıp yeniden olduğu yere gelmeye hevesli insanoğlu. oysa ben bir başlangıç olucaksa daha ilerden başlamayı tercih ederim.
uyumsuzluklarımın ve burda olmayışlarımın beni mükemmel uyumlu bir insan yaptığı bir dünyada yaşıyorum. ne kadar az tepki vermeye hevesli olursan ne kadar durursan o kadar uyumlu oluyorsun. kimseyi tehdit ettiğin ya da kapıştığın yok kimseyle ne de olsa... kendimi ortaya koyduğumdaysa ya fantastik bir dünyam ya gizemli bir kişiliğim ya da pollyanna olduğumdan bahsediyor insanlar. bu daha çok uyumlanmamı sağlıyor çünkü herkes bir şekilde merakını giderene kadar meraklı olduğu şeye uyum göstermek zorunda hisseder kendini. bu bir çıkar ilişkisi bu bir insanlık belirtisi. bunları görerek yaşamak ve herkesin ne şekilde nasıl yanaştığını ne niyetle ne alıp verdiğini görmek daha da zorlaştırıyor işleri. oysa kolaylaşacakmış görünüyor öyle değil mi?
kolaylaştırabilir kolaylaştırabilir de bu hiç bana göre değil. her gün canımı yakan kalbimi kıran yalanlarıyla dünyayı boyamaya çalışan bunu da beceremeyip yalanlardan yarattıkları dünyalarda sıkışıp kalıp depresyondan depresyona koşan insanlardan biri olmak niyetinde değilim. ne umut çalmak ne öç almak ne ihtirasla yıkanıp sonunda egomla başbaşa kalıp kafayı yemek niyetindeyim. maddi manevi sömürülere duygusal yıkımlara her gün yalanlara kanmaya alışan beynim gittikçe otomatikleştiğinden kendim kendimi bazen kendi içimde saklanmış rüyalarımda koşturup dururken buluyorum ve gittikçe daha da uyumlanmış görünüyorum buralara. oysa ben uzaklaştıkça yaklaşıyorum buradaki insanlara çünkü ne kadar uzaksam beni kandırmaları da o kadar kolay. işleri bittiğindeyse de silip atarlar, umrumda değil.işler hiç kolay değil.
sadece severek yaşadığım yıllardayım, sadece seviyorum... sevgilimi, ailemi, bazı arkadaşlarımı, kedileri, denizi, yağmuru, şelaleleri, ayı , güneşi... sevdikçe büyüyorum sevgilerimi büyütüyorum ve daha çok büyüyorum. oysa hala sevebildiğim için çocuk olduğumu biliyorum. çocukluğumda büyüyorum.
eminim herkes seviyor. ama kim düşünmeden seviyor??
kim sevme eylemini bir olguya dönüştürüp ssadece sevmeyi seviyor?
kim sevdiğini büyütüyor kendinden önce?
kendini doyurmak için mi seviyorsun, sevilmek için mi, iyi bir insan olmak için mi sevmek için mi?
yoksa sadece seviyor musun?
sevgisiz kaldığımı hissediyorum bu günlerde....ama sevmeye devam ediyorum. gerçek sevgiyi görebildiğim gözler var etrafımda hala. işte beni bu dünyaya çağıranlar. binlerce ışık yılı uzaktan benimle gelmiş gibiler. öyle olmasa da severdim zaten. sevdiğimden ortaklıklar yaratmaya çalışıyorum işte. ortaklıklar yaratmadan sevmek gerek.
kendimi seviyorum , kendimi seviyorum , kendimi bildikçe kendimi daha çok seviyorum. bilinçli hatalar yapan kendimi seviyorum , bazen kontrol edemediğim kendimi seviyorum , içerde sürekli konuşan benleri de seviyorum. kendimden bahsetmeyi sevmiyorum ama parlayıp duran bir kalbim var şimdiye kadar kirletmem için beni zorlasalar da kirletemediğim bir kalp. orta yerimde durup beni aydınlatan kaçıp içine sığınabileceğim bir yer. gece rahat rahat uyumam için ninniler söyleyen incindiğimde beni yeniden hayata döndüren bir kalp. beni rahatlatan, beni kıstıran.
farkındaysan biraz kırgınım ama geçmiş bi kırgınlık bu kendimi gördükçe unuttuğum bir kırgınlık.. insanlara çok kızdım. tahmin edebileceğinden çok fazla . pamuk prenses hikayesindeki cadı gibi elinde zehirli elmayla dolaşan tüm bu insanlara çok kızdım. öfkemi bastıramadığım zamanlar oldu işte, oluyor da olucak da. bir kez olsun patlatıp kurtulmak istiyorum ama insanları kırmak hiç tarzım değil. aslında ne tarz meselesi ne başka bir şey kırılmış kalplerin sorumluluğunu üstlenemeyeceğimi düşünüyorum sanırım. SAçMA .
uyumsuzluklarımın ve burda olmayışlarımın beni mükemmel uyumlu bir insan yaptığı bir dünyada yaşıyorum. ne kadar az tepki vermeye hevesli olursan ne kadar durursan o kadar uyumlu oluyorsun. kimseyi tehdit ettiğin ya da kapıştığın yok kimseyle ne de olsa... kendimi ortaya koyduğumdaysa ya fantastik bir dünyam ya gizemli bir kişiliğim ya da pollyanna olduğumdan bahsediyor insanlar. bu daha çok uyumlanmamı sağlıyor çünkü herkes bir şekilde merakını giderene kadar meraklı olduğu şeye uyum göstermek zorunda hisseder kendini. bu bir çıkar ilişkisi bu bir insanlık belirtisi. bunları görerek yaşamak ve herkesin ne şekilde nasıl yanaştığını ne niyetle ne alıp verdiğini görmek daha da zorlaştırıyor işleri. oysa kolaylaşacakmış görünüyor öyle değil mi?
kolaylaştırabilir kolaylaştırabilir de bu hiç bana göre değil. her gün canımı yakan kalbimi kıran yalanlarıyla dünyayı boyamaya çalışan bunu da beceremeyip yalanlardan yarattıkları dünyalarda sıkışıp kalıp depresyondan depresyona koşan insanlardan biri olmak niyetinde değilim. ne umut çalmak ne öç almak ne ihtirasla yıkanıp sonunda egomla başbaşa kalıp kafayı yemek niyetindeyim. maddi manevi sömürülere duygusal yıkımlara her gün yalanlara kanmaya alışan beynim gittikçe otomatikleştiğinden kendim kendimi bazen kendi içimde saklanmış rüyalarımda koşturup dururken buluyorum ve gittikçe daha da uyumlanmış görünüyorum buralara. oysa ben uzaklaştıkça yaklaşıyorum buradaki insanlara çünkü ne kadar uzaksam beni kandırmaları da o kadar kolay. işleri bittiğindeyse de silip atarlar, umrumda değil.işler hiç kolay değil.
sadece severek yaşadığım yıllardayım, sadece seviyorum... sevgilimi, ailemi, bazı arkadaşlarımı, kedileri, denizi, yağmuru, şelaleleri, ayı , güneşi... sevdikçe büyüyorum sevgilerimi büyütüyorum ve daha çok büyüyorum. oysa hala sevebildiğim için çocuk olduğumu biliyorum. çocukluğumda büyüyorum.
eminim herkes seviyor. ama kim düşünmeden seviyor??
kim sevme eylemini bir olguya dönüştürüp ssadece sevmeyi seviyor?
kim sevdiğini büyütüyor kendinden önce?
kendini doyurmak için mi seviyorsun, sevilmek için mi, iyi bir insan olmak için mi sevmek için mi?
yoksa sadece seviyor musun?
sevgisiz kaldığımı hissediyorum bu günlerde....ama sevmeye devam ediyorum. gerçek sevgiyi görebildiğim gözler var etrafımda hala. işte beni bu dünyaya çağıranlar. binlerce ışık yılı uzaktan benimle gelmiş gibiler. öyle olmasa da severdim zaten. sevdiğimden ortaklıklar yaratmaya çalışıyorum işte. ortaklıklar yaratmadan sevmek gerek.
kendimi seviyorum , kendimi seviyorum , kendimi bildikçe kendimi daha çok seviyorum. bilinçli hatalar yapan kendimi seviyorum , bazen kontrol edemediğim kendimi seviyorum , içerde sürekli konuşan benleri de seviyorum. kendimden bahsetmeyi sevmiyorum ama parlayıp duran bir kalbim var şimdiye kadar kirletmem için beni zorlasalar da kirletemediğim bir kalp. orta yerimde durup beni aydınlatan kaçıp içine sığınabileceğim bir yer. gece rahat rahat uyumam için ninniler söyleyen incindiğimde beni yeniden hayata döndüren bir kalp. beni rahatlatan, beni kıstıran.
farkındaysan biraz kırgınım ama geçmiş bi kırgınlık bu kendimi gördükçe unuttuğum bir kırgınlık.. insanlara çok kızdım. tahmin edebileceğinden çok fazla . pamuk prenses hikayesindeki cadı gibi elinde zehirli elmayla dolaşan tüm bu insanlara çok kızdım. öfkemi bastıramadığım zamanlar oldu işte, oluyor da olucak da. bir kez olsun patlatıp kurtulmak istiyorum ama insanları kırmak hiç tarzım değil. aslında ne tarz meselesi ne başka bir şey kırılmış kalplerin sorumluluğunu üstlenemeyeceğimi düşünüyorum sanırım. SAçMA .
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder