16 Eylül 2010 Perşembe

sıkıntı böyle büyür

yine sorumluluklarımın yaratıcığılımı dizginleyip törpülediği günlerden birindeyim.
CADim CADim çizerken aklımdan geçip giden, rüyalardan gelip boşluğa savrulan düşünceler artık canımı yakmaya başladı. onların düşünce olarak orda asılı kalması sonra dökülüp yok olması gerçekten can yakıcı. evet.
işte bu tam anlamıyla bir can sıkıntısı.içimde bir renkler fırtınası .
can sıkıntısı gece olduğunda öfkeye dönüşücek sıkılıp sıkılıp gözyaşı olucak . öfke kontrolüm üst düzeyde kendi kontrolümü kaybediyorum böylece. bilinmezliklere dolanıyorum içimdekilerle. geçicek diyorum , sorumluluklar zaten benim değil.
şu da bitsin başlıycam. başlayabilsem.

14 Eylül 2010 Salı

patlamalarla ilgili teşekkür mektubu

Sessiz baruttum ben sevgili... Soğuk kapalı bir mahzende koca bir fıçının içinde, henüz keşfedilmediğimden taşın sopanın maskarası oldum. Icten ice bildiğimden icimde neler durduğunu durdum durdum da ateşimi bekledim hep. O zaman doğru zamandır dedim bekledim bekledim. Yıllandıkça hüznüm arttı umutlarım kırpıldı ümitsizlik beni bunalttı. Sonra mahzen yıkıldı... bu büyük bir fırtınaydı, fıçıyla beni aldı attı fıcı da parcalandı. Korunucak bir yerim bile kalmamıstı yapayalnız açıkta savruldum. Sonuma ucustuğumu sonsuzluğa serpildiğimi sandım. Fırtına durulunca toparlanmaya calıştım tam kalkacakken yıllarca beklediğim ateşle karsılastım önce tutuştum ısındıkca daha cok yandım yndıkca daha fazla ısındım. Dur durak bilmeden her bir parçam aleve dönüştü ateş oluyordum bir yandan yürürken fıcıma vardım büyük bir patlamayla uyandım. Sessizce beklediğim hüznümle büyüttüğüm her seyi gördüm gökyüzüne uzanırken. Büyüdükce parladım parladıkca patladım. Ne taş ne sopa kaldı önümde. ne mahzene kapanırdım artık ne fıcıya saklanırdım yeniden. Patlamak icin var olduğum alevlenmek için yoğrulduğum bir hayattayım ben. Atesimle beraber hic bitmeyen patlamalarımla büyüyen bir ben . Her bir kıvılcımla büyüyen bir ben. Bunlara sebep olan yalnız sen. Teşekkür ederim her bir patlama için yine ben.

saçlar karpuzlar ve klonlar

Herkes 'korsana hayır' kampanyası yaparken insan kopyalanıyor olmasını çelişkili buluyorum. Evet, bu bir yorum.
Koyun kopyalandığında da heyecanlanmıştık 'vaooov' falan demiştik ama konu insan kopyalamaya gelince yine ikiye ayrıldık. Olan Dolly' ye oldu zaten yavrucak güzelim Yeni Zellanda çayırlarında gönlünce koşamadı bile ne ehemmiyetli olduğunun farkında olmadan göçtü gitti kırpılmadan.
İlk küp karpuzlar çıktığında da çok sevinmiştik. Sevinmemişmiydik? Ne akıllı şu japonlar demiştik. Küp küp karpuzlarımız, domateslerimiz olsun istemiştik; bununla da yetinmeyip melez meyveler sebzeler de istemiştik.evet, istemiştik.
Şimdi genetiği değiştirilmiş ürünler yiyor olmamız, hormonla yüklenip garip bir tür olmaya yüz tutmamız bir günde hop diye ortaya çıkan bir durum değil demek ki. Hepimiz karşıyız korsana GDO'ya ama sanırım az biraz geç kalmışız.Bu üniversiteye gidince kızların saçını hemen sarıya turuncuya boyaması gibi bişi, ben de yaptım. Ne alaka ne alaka deme işte.
Şimdi saçtan girip çıkıyorum...
....Üniversiteye gidiyoruz... İlk iş upuzun saçlarımızı kızıl tonlarına kavuşturuyoruz zamanla saçların rengi daha da açılıyor tupturuncu oluyor e tabi saçlar buna dayanmıyor kestiriyoruz biraz... zaten o uzamıyor biraz daha kestiriyoruz . Hem kısalıyor hem sertleşiyor saçlar . Biri saçını okşamaya kalksa eli içerde kalıyor, kafanda el koleksiyonu yapmaya başlıyorsun taşıyamıyorsun. Gidip kökten kestiriyorsun kısacık oluyor bu sefer ama akıllanmıyorsun...! zaten kısa deyip saçında türlü renklerle geziyorsun yeni keşifler, yeni modeller. Sonunda yazık ya bu saçlara diye geçiriyorsun içinden, kuaföre gidiyorsun vur boyayı kafama siyahtan başkası paklamaz bunu diyorsun. Simsiyah çıkıyorsun... Uzun bir süre sonra kendi rengini buluyorsun. Saçların zamanla yumuşamaya başlıyor sonunda ipek gibi oluyor. Her zaman çok yıpranmış bunlar diyen kuaförün 'ne güzel saçların bebek gibi' demeye başlıyor. Sonra yavaş yavaş uzuyor yavaş yavaş.... yavaş yavaş... Bu arada 4 yıl geçiyor elinde hiç bir şey kalmıyor harcadığın bi ton kuaför parası saç bakım masrafı kalıyor. ne kadar düzelse de eskisi gibi olmu yor güzelim saçların. o zaman dank ediyor en güzeli doğallık diyorsun doğal doğal geziyorsun.
şimdi bağlayacak olursam.;. tıpkı saçımızda yeni renkler denememiz gibi sebze meyvelerde heyecanlı, bilim adına önemli olabilir ama insan üzerinde denenmeyecek şeyler deneyip yemeye başladık. Yedik yedik hoşumuza da gitti onlar daha da pahalıya satıldı hatta vakti zamanında . Hiç şikayetlenmedik nasıl ki aklımız başımıza geldi, sağlığa zararlı bunlar anladık, GDO ya hayır kampanyaları başladı, kimse manavdan normal boyut ve şekillerde sebze meyve alamamaya başladı bu konudan şikayetler de işte böyle başladı ama uçtu uçtu kuş uçtu.
İş işten geçti dostlar tohumu alan üsküdarı geçti.

sevgim fışkırdı

birbirimizden haberimiz yoktu birbirimiz için yaratılırken, ruhumuz bu bedenleri seçerken, her bedenle yenilenen bilincimizle bu yeni dünyada titreşirken ve yine hiçbir fikrimiz yoktu; büyüyüp genişlerken, birbirimize koşarken.
Çarpıp düşmek pek ani oldu
inan hiç aklımda yoktu
beraber kalkarken biz ayağa
sanki tüm dünya dondu
Vücudundan akıp gelen alevle ben de gürüldeyip akan şelalemle birbirimizi hem nötrleyip hem coşturduk
biz bu dünya felç olsa onu bile koştururduk.
dönmeye başladı dünya; bize değil onlara.
Artık var olduğumuz yer saf ışık ve ses. Rezone olup akıyoruz birbirimize... Geçişiyoruz birbirimizin içerisine. Renkleri de biz yaratıyoruz eşsiz tınıları da... Tınıları melodileştiriyoruz eşi görülmemiş bir groovela.
Renkler içinde dans ediyor, tınıların üzerinde sörf yapıyoruz.
tüm bu sevgisizlikten sıyrılmış, sevgiden yaratılmış benliğimizle ışık olup uçuyoruz.
oh be iyi ki seviyoruz.!

pop şarkısı- afet

Laylay li lay li lom li lay
laylay li lay lom
görenler beni deprem oldu sanıyor
lay lilay lilay
oysa sadece kalbim hop hopluyor
lay lilay li
ay seni görünce yerçekimi beni bozmuyor
laylilayli lay laylilay lilay lom
bir gördüm seni sensiz olmaz
ben sevdim seni bu kalp yasatmaz sensiz beni
haydi gel beri bu ruh artık kabul etmez deri
laylilay lilay laylilaylilay lom
görenler beni seller bastı sanıyor
lay lilay lilay
oysa heyecandan ellerim ter terliyor
lay lilay li
ay seni görünce beni yağmur bile ıslatmıyor
*NAKARAT*
haydi sev beni gel al götür beni
sen adeta ilkyardım seti

ders kaydı

evet.... her dönem olduğu gibi bu dönemde sevgili okulumdan uzaklaşarak başlıyorum yine yeni yarıyıla.
her sene kendi yarattığım yeni bi teknoloji ile dersleri ilk ben alıcam istediğim programı yapıcam desem de şimdiye kadar hiçbir dersimi kendim almış değilim.
hep bi arkadaş hep bi arkadaş . öyle şanslıyım ki hiç derssiz kalmadım şu döneme kadar. aferin bana , teşekkürler arkadaşlara.
bu dönem 12 de olan ders seçimlerimiz için saat 10 da oturdum bilgisayar başına açtım sistemi bekliyorum sürekli sayfayı yenileyerek. refresh refresh refresh refresh refresh.....
bi yandan da otomatik sistem kayıt programını indirdim yine onu da açtım crnleri girdim o da hazır
bu dönem tam teşkilat hazırlandım . umutluyum kendim alabilicem dersleri o hazzı ben de yaşıcam. öğlene kadar oturmucam 12 de yazıcam kodları 12. 15 de her şey bitmiş olucak. oh be diyip çayımı yudummluycam . oh beee!!!

ben ders kaydı diye durayım heyecanlanayım burda stres başımdan aşağı aksın durmasın dönsün gelsin buraları göle çevirsin bataklığa dönüşsün beni içine çekedursun sevgili kardeşim abla bu doğru mu bu doğru mu diye yanıbaşımda zıplayıp durmakta. kendisi her şeyden habersiz içinde;
'kaşlarını çattı ve işaret parmağını salladı' cümlesinde hareketleri açıklanan kişinin duygusu ne olabilir? diye soruların bulunduğu testini benim onayımla bir sonraki soruya geçerek çözmekte. ah şu tatil ödevleri benim olsa...
sistem sayfasını yeniden yeniledim bu arada yüklenmeler başlamış sistem oldukça yavaşlamış. kalp atışlarım hızlanıyor, ellerim ayaklarım hiç durmadan terliyor kardeşim buraya da kare yapabilir miyim diye soruyor. dünya dönüyor dönüyor. annem bu gözlük yakışmış mı diyor. alp bu oldu mu diyor, altıgen çiziyor.
ders kaydı başlasa da bitse olsa olsa dersler benim olsa.

13 Eylül 2010 Pazartesi

aç dök iç dök

içim yazamadıklarımla dolu ve söyleyemediklerimle ve bağıramadıklarımla ve gülemediklerimle ve ağlayamadıklarımla ve kızamadıklarımla ve sevemediklerimle ve silemediklerimle ve takdir edemediklerimle ve gösteremediklerimle ve göstermediklerimle.
dünya bi garip. aslında garip olan dünya değil sadece sen ben o. annem, babam, kardeşim, sevgilim, amcam, teyzem, arkadaşım, komşum, ev sahibim, sevgilimin arkadaşları, onların arkadaşları, onların ev sahipleri, bazılarının kiracıları, kiracıların komşuları, komşuların akrabaları, akrabaların arkadaşları, onların sevgilileri, eşleri dostları, kapıcısı, mağazadeki kasiyer, okuldaki öğretmen, sınıf annesi, sınıf annesinin annesi, sıra arkadaşım; sonra büyüyünce bölüm arkadaşım, hocam, dekanım, rektörüm.
gaipten gelen garipliklerle büyütülmüşüz. herkes kendi garipliğini bir başkasının gaiplerine akıtıyor bu böyle büyüyor gidiyor. yuvarlanarak ilerliyor ilerledikçe büyüyor ve bu hiç durmuyor. neyseki gariplikleri severim gaipten gelenleri de. ama gaipten gelen sesler tanıdıklaştıkça garip gurup dediklerim monotonloştukça sıkıntılar başlıyor. içimden bi ben yine kalk gidelim diyor. giderim. yuvarlanan ben olayım büyürüm. büyüdükçe çocuk yanıma yanaşırım sen hala çocuksun derim kendime. gülerim. en çok da içimden gülerim. sonra o da dolar içime taşmayı beklerim. oysa ne elastik ruhum; taşmamacasına esner esner gerim gerim geirilir uyutmaz. uyumam ben de geceyi izlerim, dinlerim, severim. ay ışığından süzülür rüyalara girerim. girdiğim rüyalara dokunamam onları da izlerim . kah ağlarım kah kızarım bir sever bir haykırırım . ama yapamam rüyalara dokunamam onları da içime koyarım. içim dolar dolar taşmaz patlayana kadar beklerim. patlayınca her yana saçılır sevdiklerim, sevmediklerim, sildiklerim, kızdıklarım,ağladıklarım,patladıklarım, haykırdıklarım. hiç temizlemem uçar giderim, gider uyurum, uyur rüyalarıma dokunurum. garip bir ben gaipten bir ses olurum. duyulurum.

11 Eylül 2010 Cumartesi

rıdvanla ilgili son gelişmeler

kendimden aldığım son bilgilere göre çay bükücü rıdvan' ı başrollükten alıyorum.
uyduruk bir hikayemin önemsiz bir kahramanı olucak kendisi... konuştuk, anlaştık. enteresan bi tip olduğundan bu durum onu pek enterese etmedi.
laf aramızda rıdvan'ı dinlemekten çok sıkıldım. bük bük laf çevir kahvede servis yap ona buna sataş başka bişey yok. tamam heyecanlı... biraz aksiyon hiç fena olmaz ama yok yok olmuyor. anlaştık dedim ama anlaşamadık ben de kızdım onu başrollükten aldım aşağılara salladım arada lafa girer çay servisi yapar hepimiz çayımızı içer muhabbet ederiz.

çayım şekersiz olsun....

zeplin de özler

zeplin eski günleri özlüyor. benim hiç görmediğim eski günleri.
ağaçları özlüyor kendini uzayda hissettiği bol yıldızlı zamanlarını dünyanın. anlatıp duruyor anlattıkça hikayeler uzuyor tatlanıyor dinliyorum ben de. zeplin konuşur mu demeyin gerçekten konuşuyor. farklı bir dili var ama anlaşıyoruz. ilk zamanlar biraz zordu. zeplin yüzünden değil benim yüzümden. insan doğduğu gibi konuşamıyor, 8 ay koklaştık sevgili zeplinle . zeplin o günleri de özlüyor hepsini bana anlatıyor, ben hatırlamıyorum o daha çok anlatıyor.
Bir de korna sesi olmayan günleri özlüyor zeplin. biz yukardayız ya bütün sesler toplanıp bize geliyor, en çok da korna sesi rahatsız ediyor. olmuyor.
zeplin e de söyledim e al götür bizi dedim ne biçim zeplinsin.
'çok konuştum di mi?' dedi.
kalktı aldı götürdü kabak 'a. biraz sıkıntımız geçti 'çok güzelmiş burası neden daha önce gelmedik?' dedim 'daha nereleri saklıyorum sen bi bilsen' dedi.
alem şu zeplin. içi geniş, ferah,minimal, rahat,efil efil, manzaralı, postmodern,heyecanlı, süprizlerle dolu, hoş sohbet,cana yakın güzel evim, zeplinim.
o da özlüyor.

özlerim ben de

insan özlüyor sevdiğini rüyalarda buluşsa bile... sıkılıyor bi zaman sonra ne kadar eğlenceli olsa da. biriciğisiz yapmak istemiyor, bozmak istemiyor. ne kaçmak ne koşmak ne hoplamak ne oturmak istiyor. özlüyor özlüyor duvarlara tırmanıyor insan yine de özlemi geçmiyor. sevmesem özlemem özlemimin tadını çıkarıyorum, onu derecelendiriyorum, o beni bitirirken ben onunla alay ediyorum; o böyledir o şöyledir diye konuşuyorum konuşuyorum, özleme laf atıyorum. bana mısın demiyor gittikçe büyüyor üstüme geliyor kör ediyor, sevdiceğimi göstermiyor. Oysa istanbul ankara 6 saat, yollar gittikçe kısalıyor. uzun bir ayrılık sonunda ona dokunabileceğimi bildiğimden onun orda beni beklediğini kendi özlemini benimkiyle çakıştırmak istediğini biliyorum. çarpışan özlemlerimiz fizik kuralları gereği (ki konusu itme momentumdur) aynı hacimde ve aynı kütlede olduklarından eşit hızla birbirimize koştuğumuzdan oldukları yerde kalıcaklar içimizde potansiyelleri kinetiğe dönüşücek, bizi bulutların üzerine çıkarıcaklar. yine sevicez yine sevicez bu sefer hiç gitmiycez.

5 Eylül 2010 Pazar

çay bükücü rıdvan

Rıdvan yurdumun kahvelerinin vazgeçilmez kahramanıdır. O son zamanların en yetenekli çay bükücüsüdür ve artık kimse kendini bu yönde geliştirmediğinden tek çay bükücü olduğu söylentiler arasındadır.Rıdvan 'ın heyecan dolu hayatına inceden bir giriş yapıyoruz rahat rahat tıpkı Rıdvan gibi.
Rıdvan'ın yeteneklerini ilk farkettiği günlerden başlayarak tüm maceralarını, hayalkırıklıklarını, kahramanlıklarını ve insanlıklarını yazıcaz çizicez okuyucaz Rıdvan olucaz.

Çayınız tavşan kanı olsun...

referandum duma duma dum

son günlerde ve gecelerde rüyalarımın popüler konusu referandum oldu. zaten yaşadığımızı sandığımız biricik ülkemizde herkesin derdi anayasa olmuş herkes açlığını bile unutmuş.'evet'miş 'hayır'mış insanlar yine taraf olmuş. bir olmayı beceremediğimizden çaktırmayalım diye hep yeni bi konu hep yeni bi tartışma. her neyse....
önceki gece rüyamda grafiti hazırlıkları içersindeydik. tüm duvarlara daha seri bi şekilde hayır yazabilmek için kartonları kesiyordum vesaire. uyandığımda bu kadar da olmaz dedim olurmuş. ondan daha önce bir gecede referandum sonuçları eşit çıkıyordu ve ben oy kullanmadığım için kendimi gayet suçlu hissediyordum. neyse rüyalarım pek de enteresan sayılmaz hatta bir çoğu rüya bile sayılmaz kabustan öteye geçemez karabasan gibi üstümüze çökmüş memleketin hali çıkabilirsen çık işin içinden uyanamazsın uyandırmaz kimse.
kendi görüşüme gelince tüm bu olayları saçma buluyorum. öncelikle anayasa değişikliğinin böyle bir paket şeklinde sunulması oldukça saçma. her yasanın karşısına iki kutu fazladan bi kaç damla mürekkep milli kriz mi yaratacaktı? merak ediyorum neden seçenekler önümüze sunulmuş gibi dururken seçme şansımız olmadan yaşamaya göz yumuyoruz?
anayasa oylaması önümüze sunulmuş inanılmaz güzel bir menü gibi. tabi hepimiz oldukça açız en lezzetlileri en güzel görünüşlüleri ön planda ağzımızın sulandığı doğru ancak bu menüyü yiyeceksek bu yemekle beraber 2 lağım faresini de mideye atmamız şart şimdi soru şu: açlıktan ağzın kokuyor karnını en leziz yemeklerle doyurucam ama bu fareler de mideye inicek ne dersin evet mi hayır mı?
aç olan evet desin midesi kaldırıyorsa yesin, ben yemem.

4 Eylül 2010 Cumartesi

dumansız iletişim

dumansız olucak deseler inanmazdım.
oldu.
ateş yerine baz istasyonlarımız, duman yerine manyetik dalgalarımız , öksürük yerine kanserimiz var.Kuşları zaten çoktan kafese kapattık. madem öyle tadını çıkaralım kuşlara konuşmayı öğretip bütün gün elimizde telefon ordan oraya koşturalım öyle çok telefonla konuşalım ki yanımızdaki kimseyle iletişim kurmayalım. sonra bir ateş yakalım sönene kadar onu izleyip bir mesaj arayalım tabi bu sırada telefonla konuşmayı 3gli ise aletimiz internette takılmayı unutmayalım. biraz sonra sıkılıp internet başına geçtiğimizde bilgece laflar edelim ki evrenle iletişimimizin güçlendiğini herkese inandıralım; buna yalnız kendimiz inanmayalım. olsun .

ben de büyük bir laf edeyim bu da son söz olsun. olsun.

kontörsüz telefon çakmaksız odun gibidir bebeğim iletişemezsin.

zeplinde yaşıyorum -intro

Zeplinde yaşıyorum ya sırf bu yüzden bile kimse ciddiye almıyor beni.
Öyle ciddiyetsizler ki zeplinde yaşadığıma bile inanmıyorlar. Ben geldiğimde üstlerindeki gölgeyi bulut sanıyorlar; kaldırıp da kafalarını bakmıyorlar. Oysa bi baksalar bulut sandıklarıyla onları öyle gezmelere götürücem ki onlara da kimse inanmıycak, 'çıldırmış olmalısın' diyip gülücekler.
Kimse gülünmek istemiyor. Oysa herkes gülmek istiyor.